Harper Lee’nin 1930’larda küçük bir Alabama kasabasında geçen çocukluğuna dair otobiyografik anlatı olan Bülbülü Öldürmek romanı birçok nedenden ötürü dikkate değerdir, ancak çok az dikkat çeken bir yönü, küçük kasaba okulunun sınıfında gerçekleşen olaylar üzerinden zamanın eğitimi sistemine ilişkin yorumudur. 

Bülbülü Öldürmek isimli romanın baş kahramanı olan Scout okula yeni başlamıştır. Yeni öğretmeni, 1920’lerde Amerikan okullarını etkilemeye başlayan ilerlemecilik akımının takipçilerinden biri olan Bayan Caroline’dir. Okuldaki ilk günün sonunda Scout ve abisi Jem arasında aşağıdaki diyalog geçer:

Jem, “Aldırma Scout” dedi. “Bizim öğretmen Bayan Caroline’nin yeni bir öğretim yöntemini tanıtmaya çalıştığını söyledi. Üniversite’de öğrenmiş. Yakında bütün sınıflarda uygulanacakmış. Kitaplardan öğrenmeyecekmişiz. İnekleri öğrenmek istiyorsak gidip süt sağacağız gibilerden… anladın mı?”                                                       “İyi de Jem, ben inekleri öğrenmek istemiyorum, ben…”
“Bal gibi istersin. İnekleri bilmen gerek. Maycomb yaşamında büyük yeri var onların.”
Jem’e aklını yitirip yitirmediğini sormakla yetindim.
“İnatçı – sana yalnızca birinci sınıflardaki yeni uygulamayı anlatmaya çalışıyorum. Dewey Ondalık sistemi* diyorlar.”
Jem bildiğinden şaşmazdı, bu yüzden yanlışını düzeltmeye kalkışmadım.

Görüldüğü gibi Bayan Caroline’in John Dewey felsefesine dayanan yöntemleri Scout tarafından pek de ilgi görmemiştir. Diğer taraftan, sınıfındaki problemlerin belki de en ihmal edilebilir olanı Scout’dur. Yeni öğrendiği yaklaşımı uygulayacak olmanın heyecanı ile işe başlayan Bayan Caroline, sınıfta disiplin sorunları yaşayan öğrencilerin davranışları karşısında hayatının en büyük şoklarından birini yaşar. Okulda hakim olan geleneksel disiplinli yapının dışına çıkmak isteyen Bayan Caroline, tecrübesizliğinin ve okulun içinde bulunduğu Maycomb toplumunun profilini de yakından tanımamanın etkisiyle durumu bir türlü kontrol altına alamaz.

Bayan Caroline’in uygulamaya çalıştığı felsefeyi anlamayan ve hor gören tek grup öğrencileri de değildir. Okulun idarecisi Bayan Blunt da aşağıda görülen anekdotta olduğu gibi yeni öğretmeninin yapmak istediklerini eleştirerek sınıfın disiplinini sağlamak adına onun sınıftaki saygınlığını ayaklar altına almıştır:

Maycomb’lu olan ve Dewey Ondalık Sistemi’nden habersiz olan Bayan Blunt, ellerini beline dayadı ve “Bu odadan çıt çıkacak olursa hepinizi yakarım! Bayan Caroline, bu gürültüde 6. sınıfın piramitleri anlamasına olanak yok!” diye bağırdı.

Bayan Caroline birkaç gün içerisinde o kadar zor durumlara düşmüştür ki ondan pek de haz etmeyen kahramanımız Scout bile ona empati duymaya başlamıştır.

Peki John Dewey’in savunduğu eğitim felsefesi nedir? Eğitim, modern dünya ile etkili bir şekilde başa çıkabilecek bireyler meydana getirme sürecidir. Ona göre okul toplumdan ayrı düşünülemez ve gerçek hayatın ta kendisidir. Okulun rolü çocuklara topluma katkı sağlama kapasitelerini arttıracak deneyimler sunmaktır.

Scout ise okulu sevmemekle birlikte eğitimin temel rolünün okur yazarlık kazandırmak olduğunu düşünüyor ve “insanın yapımı hiçbir eğitim sistemi kitaplara ulaşmayı engelleyemezdi” sözüyle Dewey sistemini eleştiriyordu. Ayrıca bu sistemin yavaş ve gereksiz bilgilerle dolu olduğunu düşünüyordu.

Piaget, eğitim ile ilgili fikirlerin neredeyse tamamının temelinde bir “ideal çocuk modeli” bulunduğundan bahseder. Teoride kusursuz olan bir çok model ve yaklaşımın ise hayatın gerçekleri karşısında açıkları ortaya çıkabilmektedir. Bugün sınıflara adım atan birçok öğretmen Bayan Caroline gibi öğrendiği yeni yaklaşımları uygulamaya can atıp kendilerini anlatmaya çalışırken bir taraftan da bu değişime gelen tepkilerle başa çıkmaya çalışıyorlar. Belki de mesleğin ilk yıllarında ortaya çıkan tükenmişlik duygusunun temelinde “eğitimin tartışmasız kabul edilen doğrularının, teoride vaat ettiklerini gerçek ortamlarda onlara sunamaması” yatmaktadır.