Etiketler

,

12Tevfik SAĞLAM (1882 – 1963) ordinaryüs profesör ünvanı almış bir Türk bilim insanı ve askeri hekim. 14 kitabı ve 100’un üzerinde yayınlanmış bilimsel makalesi bulunan Dr. Sağlam İstanbul Üniversitesi rektörlüğü, İstanbul Verem Savas Derneği kuruculuğu ve Dünya Sağlık Teşkilatı Verem Savaşı Müessesesi başkanlığı yapmıştır. Topluma hizmet konusunda da bir çok bilim insanına örnek olacak isler yapan Dr. Sağlam, toplum sağlığı bakımından çok önemli olan “Sağlık Eğitimi” konusuna önem vermiş ve 1950’li yıllarda UNESCO Milli Komitesine bağlı bir Sağlık Eğitimi Komisyonu kurarak, ülkemizde bu alandaki çalışmalara öncülük etmiştir.  Arkası Karanlık Ağaçlar isimli kitabında Nihat Genç, Tevfik Sağlam ile ilgili şöyle bir anektoda yer verir:

“1. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’nda kahramanlıklarda bulunmuş cumhuriyet tarihimizin en ünlü doktoru Tevfik Sağlam anlatıyor, tıp derslerinde o yıllarda kokuyu giderecek, çürümeyi engelleyecek ilaç yokmuş. Kadavra sınıfta, ağır ağır, mosmor deşilir, kokar, öğrenciler her derste bayılıp yere düşermiş. Bazı öğrenciler, kokuya dayanmak için lavanta tutarmış burunlarına!”

1930’lu yıllarda tıp alanında insan vücudu modelleri üzerinde çalışmalar olduğu bir gerçek. Fakat Tevfik Sağlam ve arkadaşları her türlü ağır koşulları göze alarak kadavralar üzerinde çalışmayı seçiyorlar.

Bilim dünyasına baktığımızda bunun gibi örneklerle karşılaşabiliriz. Birçok bilim insanı bilimin ancak ve ancak doğrudan deneyimleme yolu ile gerçekleşebileceğini düşünmektedir. Bu sebeple, çoğunluğu yukarıdaki örnek kadar ekstrem olmamakla birlikte, günümüz bilim insanları zaman ve mekan açısından bir çok zorluğa karşı koyarak doğrudan deneyimleme yoluyla bilimlerini icra etme taraftarı olmaktadır. Tabi gelişen teknolojilerin bilim açısından bu durumu biraz daha esnettiğini söylemek yanlış olmaz. Yine de duruma gelenekçi yaklaşıp bu teknolojilerin sunduğu imkanları elinin tersi ile itenlerin sayısı yadsınamaz.

Bu yazıda bilimden ziyade eğitimdeki doğrudan ve dolaylı tecrübe kazanma yoluyla öğrenme konusuna değineceğim. Birçok eğitimci (özellikle fen eğitimcileri) öğrenmenin ancak öğrencilerin edindiği doğrudan deneyimler ile gerçekleşebileceğini savunmaktadır. Hatta bunların içinden bir grup animasyon-simülasyon gibi teknolojilerin yanında laboratuvarlarda kullanılan modellerin dahi öğrenme için yeterli olmadıklarını düşünmektedir. Öğrenmenin bireylerin doğrudan etkileşimleri yoluyla en etkili gerçekleşeceği algısı aynı zamanda çevrimiçi eğitim olanaklarının önünde duran en büyük engel olarak gözüküyor.

Diğer taraftan sayısız akademik yayın çevrimiçi öğrenme ile yüz yüze öğrenmenin, farklı çıktılar göz önünde bulundurulduğunda birbirinden farklılık göstermediğinin altını çiziyor. Örneğin University of Michigan’dan Barry Fisherman, Journal of Teacher Education dergisinde yayınlanan çalışmasında öğretmen eğitimlerinde yüz yüze ve çevrimiçi eğitimlerin benzer sonuçlar gösterdiğini buluyor.

Son zamanlarda öğrenmenin doğrudan tecrübe yoluyla gerçekleşmesine alternatif olarak paylaşılmış deneyimler (shared experiences) fikri ortaya atıldı. Bu kavramı birebir tanık olduğum bir örneği vererek açıklayacağım. Screen Shot 2015-09-03 at 12.00.35 AMUniversity of Minnesota’dan profesör Aaron Doering National Geographic destekli GoNorth projesi kapsamında kuzey kutbunun bir ucundan (Kanada) diğer ucuna (Norveç) kızaklarla yolculuk ederek küresel ısınmanın etkilerini ve buzullarda yaşayan farklı kültürlerin nasıl etkilendiklerini araştırıyor. Bu sırada da teknolojinin imkanlarını kullanarak dünyanın çeşitli yerlerindeki 10 milyon öğrenci ile senkronize olarak iletişim kuruyor. Bu sayede öğrencilerin doğrudan elde edemeyecekleri deneyimleri, kendi deneyimlerini teknoloji yoluyla onlarla paylaşarak edinmelerini sağlıyor. Aaron’ın ve benzer çalışmalar yürüten araştırmacıların argümanları, ki bu argümanlar farklı akademik çalışmalarla destekleniyor, bu paylaşılmış deneyimlerin öğrenciler üzerinde doğrudan deneyimler kadar etkili olduğu uzerinde yoğunlaşıyor.

Doğrudan ya da dolaylı/paylaşılmış tecrübeler. Bilimsel yayınlar her ne kadar birinin diğerinden daha etkili bir öğrenme yöntemi olmadığını söylese de, halen birçok kişi ikinci seçeneğe kuşkuyla bakıyor. Benim görüşüm ise öğrencilerin süreçleri deneyimleyebilecekleri bir öğrenme ortamı oluşturulduktan sonra, doğrudan ya da paylaşılmış tecrübeler farketmeksizin öğrenmenin gerçekleşebileceği. Yeter ki öğrenciler öğrenme süreçlerinde edilgen bırakılmasın.


Bilim insanlarımızın adlarının daha fazla duyulması dileğiyle…