Etiketler

Bu yazı aslında 5 Ağustos tarihli “STEM Özelinde Fen ve Mühendislik Eğitimi” ile 6 Ocak tarihli “Hizmet içi Öğretmen Eğitimleri Üzerine” yazılarımın bir araya getirilmesi ile ortaya çıkan yargılardan oluşuyor. STEM Eğitimi temel alınarak hazırlanan programlara ve öğrenme aktivitelerine baktığımda genel anlamda gördüğüm problem çok fazla araç gereç odaklı olmaları. Örneğin lego, robotik, programlama yazılımları gibi ‘araç-gereçler’ merkeze alınarak, öğrenme aktiviteleri bunların etrafında kurgulanıyor. Bunun sonucunda obje odaklı öğrenme aktiviteleri tasarım, problem çözme, eleştirel düşünme ve sorgulama gibi STEM odaklı kazanımların aksine, öğrencileri deneme yanılma yoluyla sonuca ulaşmaya teşvik ediyor. S.H Horikawa – Star Strider Robot (スターストライダーロボット) – FrontPeki STEM kazanımları literatürde açık bir şekilde belirtilmişken, neden STEM okuryazarlığını hedefleyen öğrenme süreçleri bu kadar arka planda kalıyor. Kişisel düşüncem eğitimcilerin robotik, programlama vb. araçların cazibesi karşısında büyülenmesi. Tabi bir diğer nokta da 21. yüzyılın eğitim modeli olan STEM’in, bu yüzyılın bilim kurgu fantezileri ile bezenmek istenmesi. Bu yüzden STEM odaklı aktiviteler çoğu zaman gerekli pedagojik, kavramsal, ve bağlamsal altyapılar üzerinde durmadan, puzzle tipi aktivitelerin tasarım adı altında sunulması ile basitleştiriliyor.

Bu noktada benim getirdiğim eleştiri bu araç-gereçlerin öğrencilerin ihtiyaç duyduğu bilgi ve becerileri kazandıracak sağlarlıklara sahip olduğu yanılgısı üzerine. Eğitimde kullanılan bir çok teknoloji genelde pedagojik bir kaygı taşınmadan tasarlandığından, eğitime entegrasyon noktasında güçlü bir bağlamsal ve pedagojik çerçeveye oturtulması gerekiyor. Bu araçlar üzerinden eğitsel aktiviteler tasarlanmadan önce pedagojik, sosyal vb. sağlarlıkları güçlü bir şekilde belirlenmeli ve bu sağlarlıklardan öğrenme süreci boyunca sürekli olarak istifade edilmeli. Bu öğrenme aktivitelerinin gerçek dünya bağlamına oturtulması yoluyla, STEM’in içerdiği disiplinsel okuryazarlıklar, temel kazanımlar olarak hedeflenmeli ve bu kazanımlar sosyal ve kültürel bağlamlar yoluyla öğrencilere sunulmalı. Aksi takdirde STEM ‘Fen-Teknoloji-Matematik-Mühendislik’ disiplinlerinin entegrasyonundan ziyade, halı örülüp patates baskı yapılan İş Eğitimi derslerinin içinde bulunduğumuz yüzyıla adaptasyonundan öteye gidemez.

Buradan robotik ya da kodlama aktivitelerinin gereksiz olduğu anlamı çıkmasın. Güçlü bir bağlamsal çerçeveye oturtulmuş bu aktiviteler gerek motivasyon gerekse de bilgi ve beceriler açısından büyük bir potansiyele sahip. Fakat sadece bu teknolojilerin hatırına tasarlanan sağlam bir çerçeveye oturtulamamış STEM aktiviteleri, medyatik isimler fakat uyduruk senaryolarla çevrilen dizi ve filmlerden farksız.

Son noktayı koymadan evvel bir soruna daha temas etmek istiyorum. Etik olarak eğitimciler bir grup seçilmiş yerine daha büyük kitlelere hitap edebilmeyi hedeflemeli. STEM için olmazsa olmaz olarak sunulan bir çok araç gereç maddi olarak son derece yüksek meblağlarla edinilebiliyor. Bu durumda da bu araçları şart koşan öğrenme aktiviteleri ve programlar sadece belli bir kesim için ulaşılabilir duruma geliyor. Eğer öğrenme süreçlerinde senaryo ve tasarım merkeze alınabilirse, imkânı ol1390685352301an okulların lüks teknoloji ve araç gereçlerle gerçekleştirdiği öğrenme aktivitelerini daha düşük sosyoekonomik düzeydeki okullar ellerinde bulunan görece kısıtlı malzemeler ile gerçekleştirilebilir. Belki de evlerdeki ayakkabılıkların lüzumsuz aletler çekmecesine hitap eden STEM aktiviteleri her ne kadar pek havalı durmasa da, doğru öğrenim tasarımcılarının elinde kanayan yaraya merhem olabilir.

Son olarak (tekrardan) eğer STEM araştırmacıları sosyal adalet kavramını ihmal etmeye devam ederlerse, ne yazık ki bu eğitim hareketi yalnızca toplumun üst kesimine hitap eden eğitim kurumlarında reklam amaçlı kullanılan bir araçtan öteye gidemeyecek.