Etiketler

,

Screen Shot 2014-08-04 at 10.46.52 PM

Son bir kaç yıldır doktora çalışmalarım gereği STEM ile ilgili bir çok çalışmayı takip etme imkanı buldum. Akademisyenlerin ve eğitimcilerin bu konudaki heyecanı her ne kadar beni mutlu etse de STEM kavramı üzerine bir çok yanılgının olduğunu düşünüyorum. STEM ile birlikte ortaya çıkması amaçlanan kazanımlar uğruna fen eğitiminin üzerine inşa edildiği fikirlerin hiçe sayılması STEM’in bir fen eğitimi reformu olması gerçeğiyle çelişiyor. Her ne kadar fen eğitimi alanı dışında olup STEM çalışan akademisyenlerden bu hassasiyeti beklemesem de gerçek fen eğitimcilerinin ne demek istediğimi bu yazının sonunda anlayacağını umuyorum.

Fen eğitimi araştırmalarında son yüzyılda ortaya çıkan öğrenme yöntemleri göz önüne alındığında gitgide daha fazla yapılandırılmış bir sistem ortaya çıkıyor. 1900’lerin başında hakim olan doğa çalışması (Nature Study) akımından başlarsak, öğrencilerin doğada gözlemler yapıp bu gözlemler sonucu çıkarımlar yapmaları amaçlanmaktaydı. Öğrenim stili ve kazanımlar tamamen öğrenenin kontrolünde olup öğrenmenin başladığı ve son bulduğu noktalar kişinin hayal gücüyle sınırsızdı (Bu akımın dini eğitim ile paralel gittiği ve öğrencilerin doğayı gözlemleyerek tanrıyı bulabileceği fikrinin etkisiyle daha fazla popülarite kazandığı da bir gerçek). Daha sonraları 1960’larda buluş yoluyla öğrenme (Discovery Learning) akımı fen eğitiminde ağırlık kazandı. Buna göre öğrenciler bir problem üzerinden keşif yoluyla bilgiyi elde ediyorlardı. Her ne kadar problem dışarıdan belirlense de öğrenci öğrenme sürecinde baskın kontrol mekanizması olduğundan öğrenim kazanımları bireyden bireye farklılık gösteriyordu. Görece kısa bir süre sonra sorgulama yoluyla öğrenme (inquiry-based learning) denen ve belki de fen eğitiminde en uzun süre (hak ederek) hakim olan trend ortaya çıktı. buluş yoluyla öğrenmeden farklı olarak sorgulama yoluyla öğrenmede süreç daha bilinçli olarak yapılandırıldığından öğrencilerin başta hedeflenen kazanımlara ulaşması daha olası bir hal aldı. Öğrencilerin sorgulayarak ve keşfederek bu kazanımlara ulaşması ve deneyimleri direkt olarak yaşaması bu akımı cazip kıldı.

Peki mühendislik eğitimini fen eğitiminden (ve özellikle sorgulama yoluyla öğrenmeden) farklı kılan noktalar nelerdir? Öncelikle şunu unutmamak gerekir ki fen ve mühendislik süreçleri birbirinden farklı olmakla birlikte fendeki o mümkün olduğunca açık uçlu süreç, mühendislikte çok daha güçlü bir şekilde yapılandırılmıştır. Peki bu durum sosyolojik açıdan ne gibi sonuçlar doğurabilir? Toplumsal ve siyasi konulara baktığımızda bilim adamlarının genellikle muhalif kesim olduğunu ve bilim dışındaki referans noktalarına çokta rağbet etmediğini görürüz. Örneğin iklim değişikliği gibi konularda bu alanda çalışan bilim adamlarının %97’sinin siyasi otoriteye ve ekonomik güçlere her ne olursa olsun karşı çıkarak inandıkları doğrultuda görüşlerini savunduğunu görüyoruz. Bunda aldıkları eğitimin ve bu eğitim sonrası bulundukları bilim ortamının sorgulayıcı yapısının etkisi yadsınamaz. STEM içerisinde yer alan (ya da STEM’in kendisi diye sunulan) mühendisliğe dayalı öğrenme aktivitelerinin sorgulama ve buluştan ziyade deneme yanılma yoluyla bir sonuca ulaştığını görüyoruz. Bir çok mühendislik tasarımı aktivitesinde öğrenciler ne süreç içerisinde fen bilgilerini kullanma gereği duyuyorlar, ne de süreç sonunda fen ile ilgili kavramları öğreniyorlar. Bunun yanı sıra tasarım süreçlerinde izledikleri yolları sorgulama şansı bu güçlü yapılandırma sebebiyle neredeyse sıfıra iniyor. Deneme yanılma (tinkering) yoluyla sonuca kolaylıkla ulaşabiliyorlar (ki bence deneme yanılma STEM eğitiminin şeytani olma yolunda emin adımlarla ilerliyor). Bu şekilde yapılandırılan mühendislik tasarım süreçlerinin öğrencilerin edinmesi gereken sorgulama ve yaratıcılık yeteneklerini ne şekilde etkileyeceği şu an için muamma.

Anlatmak istediğim mühendisliğin fen eğitiminde yerinin olmadığı değil, aksine iyi fen eğitimcilerinin bu alanda en başından beri savunduğu bilimin sorgulayıcı ve keşfedici yapısının mühendislik eğitimi özelinde STEM eğitimine en doğru şekilde entegre edilmesi gerektiği. Ancak bu şekilde STEM eğitimi gerçek potansiyeline ulaşabilir ve hedeflenen uzun vadeli kazanımlar hayata geçirilebilir. Aksi takdirde fen eğitimi özelindeki yüzyıllık kazanımlar bir anda yok olabilir.

Fen ve mühendislik karşılaştırması söz konusu olduğunda benim aklıma hep Tesla ve Edison rekabeti gelir. Bence Tesla mükemmel bir bilim adamını, Edison ise aynı mükemmellik derecesinde bir mühendisi temsil eder. Hikayeyi anlatmaya gerek yok, sonunu herkes bilir herhalde.


Bir sonraki STEM hakkındaki yazım çok büyük bir ihtimalle STEM eğitimi ve sosyal adalet üzerine olacak. Eğer STEM araştırmacıları sosyal adalet kavramını ihmal etmeye devam ederlerse, ne yazık ki bu eğitim hareketi yalnızca toplumun üst kesimine hitap eden eğitim kurumlarında reklam amaçlı kullanılan bir araçtan öteye gidemeyecek.


Hikayenin devamı için: Fantastik bir STEM masalı: Robotların yükselişi