Etiketler

,

the isolator

Yandaki fotoğraf ‘Science and Invention’ (Bilim ve Buluş) adlı derginin Temmuz, 1925 sayısında yayınlanan bir makaleden. The Isolator (izole eden) denen kask öğrenme  esnasında dışardan gelebilecek dikkat dağıtıcı faktörlere karşı kişinin tek bir işe odaklanmasını sağlıyor. Bu kaskın içerisindeki kişi dışardan gelen hiçbir sesi duymuyor ve görüş açısı önündeki metnin sadece tek bir satırına odaklanmasını sağlıyor. Yandaki tüpten ise kaskın içine oksijen pompalanıyor. O yıllardaki öğrenme algısının bireyselliği göz önüne alındığında heyecan verici bir buluş gibi gözüküyor.

800px-france_in_xxi_century-_school

İkinci resim ise 100 yıl öncesinden teknolojinin 2000’li yıllarda öğrenmeyi ne şekilde etkileyeceğine dair bir öngörü. Bu kez her ne kadar öğrenciler sınıf ortamında beraber olsa da yüksek teknoloji eşliğinde öğrenme esnasında aralarındaki iletişim yok denecek derecede. Teknolojinin öğretmenin sınıftaki rolünü getirdiği nokta ise gerçekten ilgi çekici.

Günümüze baktığımızda her ne kadar Amerika’daki home school (evde egitim) ve ülkemizde yaygın olan özel ders modası popülaritesini koruyor olsa da, işbirliğine dayalı öğrenme ve sosyal yapılandırmacılık teorilerinin eğitim dünyasında ağırlık kazanması ile bu tarz bireyselliğe yönelik çalışmalar en azından teoride geride kaldı. Fakat bu işbirliğinin sınırları ne kadar genişletilebilir sorusu internet teknolojilerinin öğrenciler için ulaşılabilirliği ile doğru orantılı olarak ilerliyor. İşbirliğine dayalı öğrenme sınıf ortamında 3-5 kişilik öğrenci gruplarından çok daha öteye geçmiş durumda.

Yazının bundan sonraki kısmı İskoçya’daki 9 yasında bir kız çocuğunun hikayesi. Martha Payne. Okulda çıkan öğle yemeklerinin besin değerlerinin düşüklüğünden yakınan Martha babasına bunu kanıtlamak için bir blog oluşturur ve hergün yemekhaneden çıkan yemcomida-2eğin fotoğrafını çekerek besin değeri açısından kritiklerini yapar. Birgün paylaştığı fotoğrafın altında aslında çok şanslı olduğunu, dünyanın bir çok ülkesinde okullarda öğle yemeği dahi verilmediğini söyleyen bir yorum olduğunu görünce babasına bu blog üzerinden bir yardım organizasyonu başlatma fikrini açar. An itibarı ile Martha Payne’in blogu (http://neverseconds.blogspot.com) 10 milyonun üzerinde hit almış ve kurduğu yardım organizasyonu toplamda 142.905 İngiliz Sterlini (508.741 Türk Lirası) toplamış durumda. Martha bir aktivist gibi dünyanın değişik ülkelerini geziyor ve bu ülkelerde ziyaret ettiği okullarda yemekhaneler kurulmasına ön ayak oluyor.

martha payne in MalawiBu hikaye 9 yasındaki utangaç bir kızın teknolojiyi doğru kullandığında neler yapabileceğini gösteriyor. Teknolojinin yeni nesli asosyal ve gerizekalı yaptığı argümanları arasında Martha sade ve basit bir blog ile global düzeyde farkındalık yaratmış durumda. Kimsenin dünyayı değiştirme gibi bir zorunluluğu yok. Bir sınıf dolusu öğrencinin bulundukları semtte, mahallede, ve hatta okulda bir sosyal farkındalık yaratması bile eğitimin bugün geldiği nokta açısından çok önemli.  

Bir yanda kişiyi okuduğu kitabın tek bir satırına mahkum eden korkunç kasklar, diğer yanda ilkokul öğrencisi Martha’nın daha önce hiç duymadığı bir realiteyi dünyanın diğer bir ucundaki yaşıtından öğrenmesini sağlayan internet. Yüzyıl öncesinde hayal edilen ve tasarlanan öğrenim teknolojileri öğrenmenin koşulunu bireyin dışarı ile iletişimini tamamen yok etmek olarak görürken, günümüz teknolojileri sınırları ortadan kaldırarak dünyanın dört bir yanındaki insanların oluşturduğu öğrenme toplulukları kurulmasına ön ayak oluyor. Öğrenme teorilerinin eğitim teknolojilerinin geliştirilmesi üzerindeki etkisi bu örnekle çok net ortaya çıkıyor. Peki teknolojik gelişmelerin öğrenme teorileri üzerinde bir etkisinden söz etmek mümkün mü? Acaba Vygotsky internet ve sosyal ağların zirve yaptığı bu dönemde yaşasaydı, sosyal yapılandırmacılık fikirlerinde ne gibi değişikliklere giderdi.